Osman Aytekin, Anadolu'yu; toprağını olduğu kadar insanını da sinesinde evirip çevirmiş, sindirmiş ve demlenmiş bir Yazar.

Ne vakit Kampüs'te bizimle birlikte olan , sohbetlere katılan , alçak gönüllü Yazar Dostlar'ımızla buluşsam, yüreğim ağzımda atıyor ne yalan söyleyeyim...Teşbihte bir hata yapar mıyım? Sanal ortamdan ya da telefondan konuşurken , kalplerini kıracak ya da onları incitecek bir kelam sarf eder miyim? Olur ya, bir densizliktir alıp başını gidiyor başka diyarlara, ben de yakalanır mıyım ki o çağ hastalığına...? Ya mahçup olursam?...
Bugün aramızdan bir CEVHER ile , onun kocaman , 'Anadolu! Anadolu!' diye çarpan koca yüreği ile, gerek yazışmalarımızda, gerekse konuşmaya doyamadığımız telefon görüşmelerimizde , derya deniz olduğunu her daim hissettiğim bir Dostum ile; Osman Aytekin Hocam'la daha yakından tanıştıracağım sizi. Yaşadıklarından öğrendiği pek çok şeyi olan, çok sevdiği Anadolu'yu; toprağını olduğu kadar insanını da sinesinde evirip çevirmiş, sindirmiş ve demlenmiş bir Yazar , Aytekin.
Birbirinden güzel öyküleri, mis gibi yaşanmışlık ve tanışıklık kokuyor. Elbette tek tek öykülerden bahsedip, işin sihrini kaçırmamak lazım. Zira her biri ayrı telden çalan tam on dokuz öykü ile selamlamış Anadolu'yu , insanını ve okurunu Yazar.
'Ayrı telden' , deyimimin nedenini de yazayım : Bir bakıyorsunuz, Kurban Bayramı'nda ' Hayvan Cambazı' Göbekli ve Lüzumsuz ile eşek kaldırma iddiasını girmişsiniz, 'canım yurdum insanı hey gidi!' diyorsunuz , bir bakıyorsunuz 'Yalnızlığın Gölgesinde' ile sinik ve acılı bir adamın , yağmurda yürüyüşüne eşlik ediyorsunuz. İçinizden de 'Ahh, keşke bir tanışına rastlasa..' derken yalnız adam birden bire hepimizin tanıdığı Yusuf Dayı'ya evriliyor. Yok mudur her birimizin hayatlarında ,izi olan, biz küçükken ya da ilk gençliğimizi yaşarken bizi sahiplenmiş , hayatımıza dokunmuş bir büyüğümüz? Benim Yusuf Dayı'm, gerçek anlamda Dayım'dı. Ahmet Arabacılar. İlkokula giderken bana okuma-yazmayı öğrendim diye, koca bir çanta kitap alıp getirmişti sahaftan. Eh işte, o gün bugündür okuyorum. Kendisi 35 yaşındayken Trafik Canavarı'na yenildi... Işıklarda uyu canım Ahmet Dayıcığım.
Yani Dostlar; Sizden, bizden,onlardan izler taşıyan bu güzelim öykülerin tadını ancak okuyup, onların sizi geçmişinize savurmasıyla , öykülerdeki kahramanlarla tanış çıkmanızla tat alabilirsiniz diyorum. Tıpkı benim gibi...
Romancı , Öykücü, Ressam, Gazeteci, Yazar veee bir 'Baba' ile daha yakından tanışmış oldum, Buluşma'yı okurken. Nezaketinize, duyarlılığınıza ve sanatçı duruşunuza kucak dolusu teşekkür ederim Osman Aytekin Hocam.
'İnsan zamanında göze almalıydı denenmemiş başlangıçları...Belki görmezden gelinirdi hafifletilmiş hasarları , gelinen enkazları... Bir romandan ya da bir filmden çıkıp ,aydınlık bir inat gibi yeniden karışmalı mıydı hayata? Hayat hiç el değmemiş gibi yeniden yaşanır mıydı? Bu mukabil miydi? ' Buluşma /Yalnızlığın Gölgesinde (sayfa 108)
Not: Buluşma'nın kapağını da çok sevdiğimi yazmalıyım. Tasarımı yapan Rengin Medya'ya da selam olsun, diyorum. Sevgiyle kalın....
Nil Eren Kömek / Kitap Kampüsü
Yorum Gönder